Anayasa Mahkemesi’nin (B. No: 2021/34076) Resmi Gazete’de 30/9/2025 Tarihinde Yayımlanan Kararının Mahkemeye Erişim Hakkı İhlali Kapsamında Değerlendirilmesi
BAŞVURUNUN KONUSU
Başvuru, ceza davasında verilen istinaf kararının sanığa tebliğ edilmemesi ve kararın müdafie tebliğ edildiği tarihten itibaren başlatılan temyiz süresi dolduktan sonra karardan haberdar olan sanığın eski hâle getirme ve temyiz taleplerinin süre yönünden reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
OLAY VE OLGULAR
Başvurucu, örgüt üyeliğinden 6 yıl 3 ay hapis cezası aldı. Bunun üzerine istinafa başvuran başvurucunun, istinaf başvurusu esastan reddedildi ve karar, müdafiine 1/6/2021 tarihinde e-tebligat ile bildirildi. Tebligat üzerine yasal süre içinde temyiz yoluna gidilmediği gerekçesiyle karar kesinleşti ve başvurucu 30/6/2021’de cezaevine alındı.
Başvurucu, müdafiinin kararı okuyamadığı gerekçesiyle eski hâle getirme ve temyiz talebinde bulundu. Yargıtay, vekile yapılan tebligatın geçerli olduğunu belirterek, yasal sürenin dolması nedeniyle bu talepleri reddetti.
- KARARIN HUKUKİ DEĞERLENDİRİLMESİ
AYM, başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasını incelerken, bu hakkın adil yargılanma hakkının temel bir unsuru olduğunu belirterek incelemeye başlamıştır.
Esas değerlendirmede AYM, öncelikle ceza yargılamasındaki müdafiin statüsü ile hukuk yargılamasındaki vekilin statüsünün farklı olduğunu ortaya koymuştur. Müdafiin, vekilliğin aksine, sanığı temsil fonksiyonuna nazaran savunmaya yardımcı rolünün baskın olduğu vurgulanmıştır.
Bu hukuki ayrım ışığında, Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) ve Tebligat Kanunu’nun ilgili hükümlerinin (özellikle 7201 sayılı Kanun’un 11. maddesinin istisna hükmü) değerlendirilmesi sonucunda, ceza yargılaması neticesinde verilen gerekçeli kararın, kural olarak hem sanığa/ilgilisine hem de varsa müdafie ayrı ayrı tebliğ edilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
AYM, mahkemeye erişim hakkına müdahalenin olup olmadığının tespitinde önemli olan hususun, kanun yoluna başvuru hakkının olaysal olarak doğrudan ya da müdafii aracılığıyla etkin biçimde kullanılıp kullanılmadığı olduğunu belirtmiştir.
Gerekçeli kararın sadece müdafie tebliğ edilmesi ve müdafiin usulüne uygun olarak kanun yoluna başvurmaması hâlinde, karar kendisine tebliğ edilmeyen sanığın kanun yolu süresini kaçırdığından bahsedilemeyeceği sonucuna varmıştır. Zira CMK uyarınca temyiz süresi, hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarihten itibaren başlar ve tebliğ edilmeyen sanık için süre başlamamış kabul edilir.
Dolayısıyla, somut olayda müdafiin kanun yolu başvurusunda bulunmadığı hâlde, karar kendisine tebliğ edilmeyen sanığa da tebliğ mazbatası çıkarılarak kanun yolu süresinin ya tebliğ tarihinden ya da kararı öğrendiğini beyan ettiği tarihten itibaren başlatılması gerekmektedir.
Yargıtay’ın kararı yalnızca müdafie tebliğ etme uygulamasını esas alarak sanığın temyiz talebini süre yönünden reddetmesi, AYM tarafından, kanun yoluna etkin başvuru hakkının özüne müdahale teşkil eden, aşırı, öngörülemez ve kabul edilemez bir yaklaşım olarak nitelendirilmiş ve bu durumun hukuk güvenliğini zedelediği tespit edilmiştir.
SONUÇ
AYM , Behiye Çalıyan başvurusunda (B. No: 2021/34076), ceza yargılamalarında kararın yalnızca müdafie tebliğ edilmesinin sanığın kanun yolu süresini başlatmayacağına hükmetmiştir.
Yargıtay’ın, kararın sadece müdafie tebliğini esas alarak temyiz talebini süre yönünden reddetmesi; sanığın Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğinin göstergesidir.
Neticede AYM, usul hükümlerinin yorumlanmasında kanun yoluna etkin başvuru hakkının özüne müdahale edilmemesi gerektiğini göz önünde bulundurarak bu başvuru bakımından mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

